29 Eylül 2010 Çarşamba

ne bu?

haddinden fazla duygusalım çok etkileniyorum her şeyden minik minik bile olsa..
sevmiyorum hiç bu huyumu.
of...
neyse;müsait bir zamanda artık!

bu arada ''ayyy bunu da söylemek lazım yeaaa''deme bunu ya git söyle işte aaa ağzın yok mu!illa bir başkası söyleyecek bir başkası kendini ateşe atacak!ohh ne ala mualla!!hayret bir şey...

28 Eylül 2010 Salı

boş başlık.

Geldim.Ya da gittim.Bilemiyorum hangisi..
İçimde kavga edip duran seslerden de fenalık geldi iki gündür içime..Eilf Şafak- Siyah Süt'ü okumuş olanlar bilir bir kadın bünyesinde mücadele edip duran kendi parçalarını, içindeki minyatür kadıncıkları anlatmıştır hikayesiyle birlikte.Hı işte bunu burda anlatmamın sebebi benim de aynı bu şekilde içimde onlarca minyatür ben bulunması..
Mutluysak hep beraber mutluyuz onda bir problem yok amaaaa hele ki hayatımda kötü şeyler olsun,benim içim huzursuz olsun ya da mutsuz olayım bunlar tutuşurlar hummalı bir tartışmaya ve ardından muhtemelen bir kavgaya!Mesela onlardan bir kaçı;
-Bayan VİCDAN:O gün ders çalışmam gerekirken çalışmadım mı,okula gitmedim mi,bir şeyin acısını bir başkasından mı çıkardım,birilerine mi ters davrandım...Sürekli içimi kemirir, huzursuz eder de eder, her şeyi burnumdan getirir.Midem civarlarında yaşar; hatta dalga konusu olmuşluğu bile vardır vicdanımın midemde olmasına dair:)
-Bayan KOYVER GİTSİN:Aralarında sanırım en silik tip bu,sesi soluğu pek çıkmaz arada bi cesareti gelir ama sağolsun bayan vicdan,bayan mantık,bayan ahlak bir güzel paylayıp oturturlar yerine!
-Bayan MANTIK:Arada bir keyfime limon sıksa da severim iyidir mantık iyidir!
-Bayan MİSKİN:Genelde yağmurlu havalarda ortaya çıkar,paçamdan sürekli çekiştirip durur tek derdi uyumaktır amma ve lakin başarıya ulaştığı çok nadirdir!
-Bayan ENERJİ:İçlerinde en sevdiklerimden biridir ama küsüp gidince de bir süre hiç uğramaz,onsuz zaman kötü geçer.
-Bayan DEPRESİF:Git de bir daha gelme emi derim her zaman ama bu ara yamanmaya uğraşıyor bana!
.
.
.
Bu liste böylece uzayıp gider derdimi anlatabilmek açısından bir kaç örnekti.İşte efendim durum bundan ibaret.İki gündür de içimde korkunç bir kavga var.Seslerini kesebilmeyi ne çok isterdim..Biri der ne bu haller kızım kendine gel aaaa olmaz ki,öbürü ama ben çoook kötüyüm, çooook mutsuzum diye vızıl vızıl dolaşır(ki en uyuz olanıı da budur laf aramızda),bir başkası serinkanlılığa davet eder,diğeri mütemadiyen uyusak,hiç pijamalarımızı çıkarmasak hep küçücük olup kıvrılıp orda öööylece kalsak der..
Şaşırdım hangisine bakacağımı,hiç birine bakmıyorum.
Öyle de böyle de geçiyor işte.
Tamam mutsuzum
Tamam hiç istemiyorum
İçim dökülüyor sanki
Canım da çok yanıyor
Ama zorundalıklarım var
Mecburiyetlerim var
Yani ben buna MECBURUUUUUUM! Bu kadar.Nokta.

22 Eylül 2010 Çarşamba

ben bu sonbaharda...



Bir kaç gün sonra dönüş var bana,İzmir'e.
Artık 3. senem..Ama yine de o evden gidişin burukluğu on sene de geçse gitmez biliyorum.
Yeni bir dönem,
Yeni bir sınıf,
Yeni dersler,
Yeni bir oda arkadaşı,
Tabii haliyle yeni bir düzen..
Fark ettim de bu geçtiğim iki seneyi kendime bir düzen oturtturmadan aslında düzen kurmayı da istemeden geçirmişim.Bunun için kendimce sebeplerim vardı;
kök salmaktan korkuyordum,
yerleşmekten korkuyordum,
orada bir hayatım olmasından korkuyordum,çünkü takılı kalmaktan korkuyordum
hep sırt çantamı alıp 'eyvallah' deyip gidebilme noktasında tutmak istiyordum kendimi
göçebe olma tercihini yapmıştım,ama anladım ki göçebe olmak için 4 sene gibi bir zaman benim fıtratımdaki bir insan için çok fazlaymış..

Bu iki sene için geriye baktığımda;biriktirilmiş bir sürü anı,kalbini kazandığım çok değerli insanlar,içinde YAŞANMIŞ bir şehir,kalbimde içimde İZİ kalmış bir şehir,gezilip görülen yerler,yaşanan sevinçler,içten içe yaşadığım büyük acım,dökülen göz yaşlarım,gidişler gelişler,toplanmacalar yerleşmeceler........
Orda bir hayatım olmuş ben farkına bile varmadan.
Marketim,terzim,kuaförüm,büfem var...Sokakta yürürken selamlaştığım insanlar var artık,düşününce bu bile orda yaşadığımın, bir hayatım olduğunun göstergesi.

Evet; hiç istemedim gitmeyi,nasıl olduğunu bile anlamadan İstanbul'a gideceğim diye hazırlanırken birden bire bu çıkıverdi karşıma,birden bire İzmir'de buldum kendimi.Üstelik yapayalnız olduğum ve hiç bilmediğim, hiç alışık olmadığım, her şeyine yabancı olduğum,her şeyin farklı olduğu bir yerde..Ne kadar zor olduğunu anlatacak kelime yok,sıradan değildi çünkü hiçbir şey ya da sadece bu kadar terslik tek benim başıma gelirmiş gibi hissediyordum,sanki bütün dünya bana karşı ve dünyada da acı çeken tek insan benim..Böyle oluyor işte çaresizken.Bütün sevdiklerim benden uzakta;ailem en başta,sonra can dostlarım,canlarım ve canımın içi..Çoğu İstanbul'da ve bir arada..Tek ben İzmir'deyim..Kimsesiz gibi hissediyorum.Ozan yanımda olmaya çalıştıkça onun da canını yakıyordum çünkü benim de içimde yangın vardı;en sevdiğimden en yakınımdan çıkardım acısını.Hala çok üzülüyorum buna..Bir ara dostlarımla telefonda konuşmak bile beni çileden çıkartmaya yetiyordu;seni özledik demeleri,keşke sende burda olsaydın demeleri,bak bugün bunu yaptık demeleri...Sanki onların ne suçu varsa...Özlemeleri,beni yanlarında aramaları kabahatti işte, düşman kesiliyordum anında...
Hayatımı eve gidip gelme tarihleri ve Ozan'la görüşme tarihlerine göre düzenlemiştim bu zamanlar dışında yalnızca nefes alıyordum,yaşamak oydu benim için..

NEYSE...
Böyle böyle geçti zaman,bugüne geldim;yarısını bitirdim yarısı da bitecek.
Sonrası umuyorum,istiyorum ve dualar ediyorum ki istediğim gibi olacak.
Ama artık hayatı kaçırmak,ıskalamak istemiyorum.İki yıl daha boşa geçmesin;dört yıl acı çekip sadece diploma denen kağıt parçasıyla dönmeyeyim yerime..

İşte tam da bu nedenlerle bu sonbahar benim..Tıpır tıpır içime düşecek damlalar,içimi temizleyecek,kendime döndürecek,yağmurlarıyla yıkayacak,huzur verecek bu sonbahar bana.Oradaki hayatımın içinde yaşamaya gidiyorum.Kendime düzen kurmaya gidiyorum.Ama vakti geldiğinde terk edeceğim bir düzen..Değiştiremediğim ve değiştiremeyeceğim  şeyleri  kabullendim.Zorundaydım.Çok zor olsa da kabullendim ve beni asıl amacıma götüren yolda sakin sakin ilerliyorum,ilerleyeceğim.
Hayattan neyi beklediğimi,neyi istediğimi,kimi yanımda görmek istediğimi çok iyi biliyorum,kendimi nerde görmek istediğimi de biliyorum.Bunun için;
ÇALIŞIYORUM
EMEK VERİYORUM
SEVİYORUM
UĞRAŞIYORUM
DUA EDİYORUM....
Kısacesı elimden geleni yapmaya çalışıyorum gerisini teslim ediyorum..

Ve kaynağı tam bilinmemekle birlikte Hititlere ait olduğu iddia edilen bir duvar yazısı/duası:
Tanrım, Bana değiştirebileceğim şeyleri
değiştirmek için CESARET, Değiştiremeyeceğim şeyleri
kabul etmek için SABIR, ikisi arasındaki farkı bilmek için AKIL
ver.


Bu yazı bunu çoktan hak etmiş birine ithaf edilmiştir.Bu kadar açıkça yazabiliyorsam içimdekileri bu senin sayendedir.Her zamanki gibi çok şey borçluyum sana.

21 Eylül 2010 Salı

yine bir istanbul..

İstanbuldaydım...
Ah mine'l-aşk
Şehr'i şehir İstanbul..
Kavuşamadıkça daha çok alevlenen bir aşkla sevdiğim şehir
Bütün sevdiklerimi içinde yaşatan şehir
Her gün içinde adımın anıldığı
Her gün kulaklarımı çınlatan,beni özleyen ve benim özlediklerimin yaşadığı şehir..
Ve adalar..Büyükada.
Kediler ve martıları,
İstiklali ve sokak müzisyenleri,
İstanbul işte İstanbul.
BENİM YERİM dediğim yer.
Ve içinde dolu dolu yaşanan 3 gün;Ozan,Esinim,Ece,Burak,yeni tanıştığım Elif ve daha nicesiyle geçen RENGARENK bir zaman..
MUTLULUK!
ÖYLE DEĞİL Mİ??

12+1 DEV

Ah ne desem ne desem..İki haftadır heyecanı mutluluğu ayrı, dün gecekinin şoku sevinci süprizi derkeeen

GÖNÜLLERİMİZİN BİRİNCİSİ
DÜNYAMIZIN İKİNCİSİ

ASLANLARIMIZ 12 DEVİMİZ!
TEBRİKLER TEŞEKKÜRLER!

Ama teşekkür için bir başka insan evladı da var ki o da hepimizin bildiği üzere  BOGDAN TANJEVİÇ!
Kanser hastası..
Kemoterapi görüyor..
AMA

Türkiyesi için tedavisini yarım bırakıp milli takımın başına geliyor
Türkiye bana güveniyor diyor
Bu sadece basketbol değil diyor..
Ve bu kalbi dev adam ve bizim 12 dev adam bir tarih yazıyor...

TEŞEKKÜRLER EN BÜYÜĞÜNDEN SİZE!